Seyyah

13 Şubat 2010 Cumartesi

"Hava" hangi hava; "su" hangi su...


“Taş” hangi taş; “toprak” hangi toprak?



Bir şarkı vardı ya, hani “Havasına suyuna, taşına toprağına…” diye başlayan, hah o şarkı işte, içinde her köşesini Cennet’e benzeten bir ibare var o şarkının. Yazarını, yorumcusunu bir kış günü Elbistan’da (“Orası hangi ülke” diye soranlara selamlarımı gönderiyorum) ağırlamak isterim. Göstersinler bana, hangi hava, hangi su, hangi taş, hangi toprak?

Doğu’nun, kışın misâl Cennet’le uzaktan yakından alâkası yoktur… “Doğu” hangi doğu? “Cennet”in “Doğu”sudur mevzu bahis olan. Cennet öyle bir yerse eğer, artık Cehennem’i merak etmekte köylüm; Cennet’e yeterince doyduğu için olsa gerek.

Yazları kurak ve çorak, kışları devletin “ bi durak ve sorak”  demediği bir iklim hâkimdir Doğu’da. Kimi korucuların “vurak ve kaçak” diyerek köy bastığı da olur; Batı’da şehirleri sel bastığı gibi. Adana’da, Erzincan’da deprem olur, unutulur; ama Kocaeli’nde deprem olur ve her nedense gerçek deprem odur, her yıl anılır. Erzincan’ı bilen var mı bu arada? Hani anlatıyorum ama uydurma bir yer değil orası.

Bitki örtüsünden ziyâde, Kıble’ye bakan bir taş örtüsü hâkimdir; az miktardaki toprakla da altındakileri örter insanlar. Hasadı en verimli geçen, Azrail’dir orada; aldıklarını satmakta belki can pazarında lâkin kati surette Devlet’e vergisini aksatmamakta.

Orta Asya’ya dönmek isteyen buduncularım benim, İzmir’de Şaman ayini düzenler ve ateş yakarken izler halkım; İzmir’e göç eden oduncularım benim, pekmez tahini karıştırıp, ateş yakarken dikizler halkım…

Vatanseverliğin Batı’dan Doğu’ya azaldığına kanaât getirilmekteyken, ölünün bile medya pazarında değerinin doğru oranda azaldığını düşünürsek, sorulması gereken soruda bir yazım hatası, dâhil anlam kayması mevcut bence. Vatanseverlik midir, Batı’dan Doğu’ya azalan, yoksa Vatandaşseverlik midir?

Cennet’te vergi varsa, mevtalar arası fark varsa, hor görme varsa Cehennem’i merak etmekte köylüm; Cennet’e fazlasıyla doyduğu için olsa gerek…

Sözlerim sanadır taşının, toprağının aldıklarını; başlarına o taşı dikerek, üzerlerini o toprakla örterek ödüllendiren Cennetim…

Murat Eren Bakır 
11 Şubat 2010, İzmit

5 Şubat 2010 Cuma

Facebook’un Anadolu’ya Kazandırdıkları...



Ve tanrı Facebook’u yarattı… Facebook da bunları yarattı:

1-     Hızlı Devrimciler: Daha düne kadar ülkü ocaklarında sürtüp, lise önlerinde vatan kurtaran yurdum gençlerinin, Facebook aracılığıyla (!) Sosyalizm’le tanışıp, Das Kapital’i cebinden, Amerikan tütününü ağzından eksik etmeden, ne olduğunu bilmeden Komünizm taraftarlığı yaparak “Devrim!” modeli takılmaları sonucu türemiş Çernobil Virüsleri’dir.

2-     Gerçek Vatanseverler: Vatan’ın ne manâya dahi geldiğini bilmeden, bir Ermeni öldürüldüğünde ayakta alkışlayıp, “Bir buçuk milyon Ermeni katledildi” denilince aklını yitiren; Samast’a ayrı, Çatlı’ya ayrı, Ağca’ya ayrı, Ersever’e ayrı niyaz olan ama Mumcu’yu, Ran’ı, Nesin’i, Atatürk’ü de bir o kadar seven Kıblê’sini şaşırmışlar sürüsüdür.

3-     Yürekli Feministler: Kendini “Kadın Hakları”nın yüce bir neferi ilân edenler tarafından oluşmuş, ancak daha insan haklarından (ki benim dokuz yıldır temel aldığım Manga Carta Libertatum’dur [1215]) habersiz olan, yer yer erkeklerden nefret eden ama bağımlısı olduğu için de bırakamayan, Feminizm’le uzaktan alâkası olsa da yakından alâkası olmayan, Facebook’taki erkek arkadaş sayısıyla dikkat çeken bayan arkadaş topluluğudur.

4-     Aykırı Emolar: Namaz kılan ama Allah’a isyanı da elden bırakmayan, sekste sapkın hareketler içinde bulunduktan sonra gusûl modeliyle arınan, “Cehennem ya varsa?” sorusuna kendi usûlüyle cevap bulmuş zındıklar birliğidir.

5-     Ümmetçi Satanistler: Kendisinin “En Müslüman” olduğunu zanneden, Kur’an-ı Kerim fanatiği olup da hiç okumamış, okusa da anlamamış, para ve kul hakkı yemekte bir numarayı hiçbir din kardeşine bırakmayan, Cennet’teki mekâna şimdiden hazır ve Cennet’i 1 Erkek/40 Kadın kombinasyonuna endeksli, bu hayattan tatminsiz, öldüğünde şarap nehrinde yıkanıp sonsuza kadar seks partisi yapacağını düşleyerek rûkü’ya durup secde eden, Allah’ını şaşırmışlar kooperatifidir.

6-     Ben: Gayet sakin bir insan evlâdıyken, evinde oturup ne politika ne siyaset, varsa yoksa nette sörf yapıp bilgisayar oyunlarıyla zaman öldüren bir çocukken, internetten Facebook camiasına karışmak suretiyle düşüncelerinde sıçrama yapan, bilgileriyle insan hayvanını aydınlatan, aydınlattıklarını kendine bağımlı eden L’Homme modelidir.

7-     Sanal Hayvanseverler: İneğe tapan Hindu insanı “mal” diye niteleyip, hayvanlar âlemini köpek, kuş ve kediden ibaret sanan, Facebook’ta Farmville takılıp, hayatında çiftlik görmemiş camış topluluğudur.

8-     Egoist Kadınlar: Facebook’ta önüne gelen erkeği ekleyip, profildeki erkek sayısıyla ego tatmin eden, erkeklerden herhangi bir sazanın arkadaşlık isteğini kabûl ettikten sonra attığı “slm tanışabilir miyik” mesajını görünce, o şahsı erkek listesinde silen, egoyu bir de bu şekilde tatmin eden, kendini ulaşılmaz sanan ama martı kadar çok bulunan, örümcek beyinli olduğunu zannedip aslında beyni olmayan Homo Sapiens türevidir.

9-     Irkçı Hümanistler: İnsan sevgisi çok fazla olduğu için insanlığını yitirmiş, sevgi duyduğu tek insan topluluğunun kendi milleti/hemşehrisi/köylüsü olması vesilesiyle Hümanizm’e yeni manâlar katan densizler derneği üyeleridir.

10-Atarlı Gençlik: Facebook’ta sağa sola atar yapan, kendini bulamamış ama bulduğunu zanneden, her şeyi bilen fakat her soruya bir cevabı olmadığı için soru üzerine soruyla karşılık veren, keza bir soruya dahi cevap vermekten aciz, insan müsveddesi kıvamında, çok affedersiniz, sersem sülük olarak hayatını idame ettiren evrimsizlerdir.